18.Bölüm: Kümeste Tavuk Gökte Kartal
Güncelleme tarihi: 6 Eki

06.04.2025
İncindim...
Sürekli "Kendin alsaydın", "Kendin al!" diyen bir beyinsel özürlü var karşımda. Niye böyle hakaret içeren cümle kurdum dimi? Neye sinirlendim ya da neye çok üzüldüm de üzüntümü kabul edemeyip öfkeye vuruyorum!?
Bayram için benim memleketime gittik. Mağazalardan Eş efendiye 1 adet takım elbise, 3 adet ceket, 1 gömlek, 1 bez ayakkabı aldık. Tüm bu süre zarfında kendim için 150 liralık döner ekmek istemiştim. Almadı! Üstüne üstlük "Kendin al!" dedi. Peşi sıra bir gün de yeğenim biriktirdiği paralarla kendine ajda bilezik alacağından bahsediyordu ben de Eş efendiye: "Bu evlilik yıl dönümümüzde bana da bundan al." dedim şakayla, ah ne gaflet! Evlenirken bile almamış adam seni ona layık görür mü hiç!? "Sana evin kirasını veriyorum, kendin al kendine..!" diye başlayarak bir sürü saydı. . .
"Evin kirası" dediği; nikahımızda mihr-i müeccel olarak belirlediğim 14 yıl içinde bana vermesi gereken, o günkü şartlarda normal bir evin ücreti olan 500 gram altın bedeli yerine aldığımız, oturduğumuz evin haricindeki evin kirası! Benim olan malın kira bedelini sen bana nasıl veriyor olabilirsin ki!? O zaten benim! Sanki bana her ay bir şey lutfediyormuş gibi böbürlene, sinirlene yükseliyor!
Fark ettim ki bir ben sürekli ona bir şeyler alıyorum; güzel giyinsin, güzel görünsün, güzel şeyler öğrensin, kendini geliştirsin, eğitimler alsın istiyorum. Şarkılar söylesin, bir müzk aleti çalsın, dans etsin, spor yapsın, hayatın tadını çıkarsın, yaşayıp lezzet alsın istiyorum. Ben hep onu yüceltmek istiyorum. O ise...
Geçirdiğim kazadan sonra 20 günlük bir fizik tedavi almış ama normale dönememiştim. Hızlı yürümeye kalktığımda ayağım aksıyor, denge bozuluyor Hayat Bilgisi dizisinin Mennan'ı gibi oluyordum. Koşamıyor, sıçrayamıyordum. Yeniden fizik tedaviye gitmek istediğimi söylediğimde "Benim onu karşılayacak param yok!" dedi. En fazla ayda 2000 tl halbuki...
Birkaç yıl öncesini hatırladım, onun diş etleri çekilmiş dişleri dökülecek hale gelmişti. Tek çare vakit kaybetmeden tüm dişlerinin çekilip hepsinin implant yapılmasıydı ve bu işlem bir araba parasıydı o zaman. Bu işte en iyilerden bir uzmana gitmeyi, en iyi malzeme kullanılmasını ve en güzelinin olmasını istemiştim. Her ay maaşının üçte birini vermesi gerekiyordu. Ucuz yerler, ucuz malzemeler araştırıyordu. Önemli olanın para değil onun canı olduğunu anlattım ben! "Değerli olan sensin!!! Sıkıntıya girsek önemi yok! Gireceksek de sağlığın için girelim sıkıntıya! En iyisi olsun senin için, sonra ne olursa olsun para..." dedim ve dahasını da. . . Peki şimdi benim için her ay maaşının üçte birini bırak otuzda birini veriyor muydu!? Vermeleri geçeyim benim iyiliğimi, sağlığımı istiyor muydu!? Ben mi önemliydim parası mı, 2000 lirası mı!?
Akabindeki günlerden birinde babam anneme altın künye almış evlilik yıldönümlerinde, sohbet esnasında muhabbeti oldu evde. Eş efendiye seslendim espriyle ve "Çağırın duysun bunlarıııı!" dedim. Babam ise bana: "Sen de hak edersen sana da alınır." dedi.
Hayır..!
Hayır!!! Hediye, hak etmeyle verilmez! Hak etme ile ödül verilir, ücret verilir..! Hediye, insanın sevgisiyle verdiği şeydir! Hediye, sevdiğine sevdiğin için verdiğin şeydir, sırf o mutlu olsun diye!!! Yüzünde, gözlerinde hayat bulan sevinci görebilmek için, görüp de bununla hayat bulmak için verilen şeydir hediye!!!
Tekrar geleyim şu döner ekmek muhabbetine. Çarşıda gezip Eş efendiye ayakkabı alıp eve dönerken meşhur bir dönercinin önünden geçiyorduk, çok güzel kokuyordu ve Eş efendiden bana almasını istemek gibi bir gaflette bulundum. Ablam ve yeğenim de yanımızdalar ve ablam Eş efendiye "Ya bize de alacaksın ya da sen de almayacaksın!" dedi. Ne saçmalık dimi!? Sana ne be!? Eş efendi de bana dönüp "Kendin al, niye benden istiyorsun?" dedi. Geri zekalı yaa! Duygumu ifade edecek başka kelime bulamıyorum. Bu da tam ifade etmiyor. Düşüncesiz, düşünce yoksunu, anlayışsız, odun... Yine de olmuyor, aradığım ifade değiller... Hiçbir hakaret kelimesi ifade etmiyor ki hissettiğimi. . . Hissettiğim hakaret kelimeleriyle anlatılamıyor, insan hıncını almak için öfkesini kusmak için hakaret kelimelerine sığınıyor... Ama içimdeki ne tam bir öfke ne de bir hınç. Dile getiremediğim "150 liralık bile değerim yok dimi senin gözünde!?" mi caba? Onun içindeki değersizliğimi görüyor oluşumu mu dile getirmekten kaçıp hakaret kelimelerine bürüyorum bunu!? Zekadaki gerilikten kastım: "Bana ne kadar değer vermediğini anlıyor olduğumu, bunu çokça herkesin önünde aşikar ettiğini" anlamıyor oluşu mu? Dile getiremediğim onun içindeki değersizliğime giydirdiğim bir kılıf mı zekadaki gerilik!?
"Para yok, limit yok" diye diye kendine bir sürü şey aldı, bana gelince 150 lira verip yarım ekmek döner alamıyor, durumu yok!!! Evet beyinsel aktivite bazında kesinlikle durumu yok!!! (Yine de ifade etmiyor içimdekini, bu da olmadı..!)
Memlekete gelmeden önce ablam ve yeğenimle hep birlikte yolculuk planı yaparken yakınlarda bir ilçede meşhur bir restoranda et yeriz demiştik. Memlekette kaldığımız süre boyunca gitmedik, dönüş yolu üzerindeydi çünkü. Dönüş yoluna çıktığımızda evden kahvaltı yapmadan çıktık. Bu arada İçime oturmuş olan 150 liralık dönerin alınmamasının lafını yaptım tam oradan geçerken ve kapalıydı dükkan. Çok sinir oldum belki de çok üzüldüm... Onca vakit varken hiç umurunda bile olmadı benim ne istediğim... Öyle ot gibi kendiyle yaşıyor! Etrafında neler oluyor, neler dönüyor, neler yaşanıyor, neler konuşuluyor dinlemeden, umursamadan ot gibi beyinsizce yaşıyor sanki. Bunu sadece bu olaya binaen söyleyemiyorum ki, 13 yılda fark ettiğim ve değiştirip dönüştürmesi için çok çabaladığım bir noktaydı bu. Arkadaşları arardı, sesinden derdi olduğu aşikar olanlar olurdu, hiç anlamaz, sormazdı. Hatta hiçbir arkadaşını aramazdı. Ben hatırlatırdım: "Bak şu seni arıyor, soruyor, sen hiç aramıyorsun, merak etmiyorsun, düşünmüyorsun! Ara sen de!" Yakınlara geldiklerinde gelip görüşür ziyaret ederlerdi ama o hiç yapmazdı. Kimseyle gerçekten ilgilendiğine şahit olamadım bu 13 yılda. Sadece işe gider iş yapar eve gelir iş yapardı yatana kadar. Hiç kimsenin derdini dert edindiğini görmedim, kimseyi düşündüğüne şahit olmadım. Sadece kendisi vardı, yemeğini yapar, yer, çayını kahvesini demler içerdi, keyifle. Neyse. . .
Yola çıkmıştık ve ben hastaydım nezle, grip türü bir şey yaşıyordum, araba o meşhur restoranın önünde durdu. Ablam "Ben yemeyeceğim." dedi. Yeğenim de aynısını söyledi. Sinir sistemim dellenmek üzere nirvanaya doğru yol alıyordu. Eş efendiyle restorana girdik, sanıyorum ki oturup yiyeceğiz. "Döner var mı?" sordu. Orası dönerci değil ki!!! Tabi ki yoktu! Orada kuzu pirzola yenir. Nasıl bir ahmaklıktı bu, çenemi açsam ne diyebileceğim hususunda en ufak bir fikrim bile yoktu ama çok sinirliydim. Yaptıkları planı sanki hiç yapmamışlar gibi davranıyorlardı. Ve bu beni sinir küpüne çeviriyordu. Niye aç çıktık biz o zaman!? Niye kahvaltı yapmadık!? Niye onca zaman varken gelip planımızdaki gibi yemedik yemeğimizi!? Sadece çok öfkeli hissediyordum ve diyecek de bir sözüm yoktu.
Arabaya geri döndük, arabada eş efendi ve ablamla yeğenim yaşadığımız şehre varınca oradaki meşhur bir yerde iskender yeme planı yaptılar. Tek kelime etmemeye ant içtim 12 saatlik yol boyunca! Ama onların bana yaptığı itliği ben de yapacaktım şehre varınca onlara..! Kapadığım çenemi sadece onun için açacaktım! Yollara, haritaya, navigasyona hiç bakmadım, sustum ve uyudum, kıran girsindi artık yaptıkları her plana. Tam 1 saatlik yakına gelmiştik ki yolu karıştırdılar, aynı yollarda dönüp durdular, otobanda yanlış yerlere girip 2 saate yakın vakit ve baya da nakit kaybettiler. Baktım aynı yanlışı tekrar edip duruyorlar, anlamıyorlar, eve ulaşamıyoruz. Kendi canımı eve bir an önce kavuşturmak için müdahale ettim.
Sonunda ulaştık ve "İskender yemeye gidiyoruz değil mi?" dediler. İşte tam 14 saattir aç, susuz ve sessiz beklediğim an gelmişti! Kısas vakti... Açtım yeminli ağzımı ve "Herkes evinde yesin!" dedim. Kimse gıkını çıkarmadı ve ablamları evlerine bırakıp ben de sonunda yatağıma kavuştum. Yattım, hala bir şey yememiştim ve de o günden beri hala bir şey yemedim, içmedim de su bile, ağzımın içinde yaralar çıktı ve de dilim fırçaya döndü, 2 gün oldu. . Başka bir odaya bile geçmedim, hastayım ve yatıp uyuyorum sessizce. Umrunda değil Eş efendi dediğim şahsın! Karar verdim; bana bunu yaptı ya ben de evde yemek yapmayacağım, mutfağa da girmeyeceğim, yemeyeceğim de, konuşmayacağım da ama bundan anlamaz ki zaten konuşsam konuşmalarımı da dinlemediği için...
Kendimi cezalandırmış oluyorum, Abla dediğime boyun eğdiğim için ve bir hodbine haddini zamanında bildirmediğim için... Bırak kısa bir memleket yolculuğunu, Hayat Yolculuğu için bu insanı hayatımda tuttuğum için bana ceza olsun!!! Cesaret edip de güzellikle, güzelce "Bizden aile olmuyor, böyle giderse ki gidiyor olmayacak da..." deyip bitirmediğim için... Beni konuştuğumda dinlemeyen, uzakta olduğumda neler yaptığımı, neler yaşadığımı, neler hissettiğimi, ne düşündüğümü merak etmeyen, bilmeyen ve bilmek dahi istemeyen bir insanı "eş" diye hayatımda tutuyor oluşuma ceza olsun! Günlerce hasta halde yemesen, içmesen, kaza geçirip sakatlandıktan sonra iyice düzelmen, eskisi gibi sağlıklı ve eksiksiz olman umurunda olmayan bir mahluku niye eş diye tutar insan?
Cevap sadece "konfor alanı" ne yazık değil mi!? Ya da "El ne der!?" mi!? Veyahut: "Hırsız değil, içkisi, kumarı, karısı-kızı, dayağı yok." kafası mı!? Eşliği var mı peki!? Eve gelip de hal hatır sormak var mı!? Yüzüne, gözüne bakmak var mı!? İki kelam etmek var mı!? Birlikte herhangi bir şeyi yapmak var mı!? Beşeri herhangi bir faaliyet var mı yahu birlikte icra edilebilen!?
3 yıldır her gün uyandığımda kulaklarım tıkalı oluyor, bazen saatlerce açılmıyor, duyamıyorum. Umrunda değil "Kendin git hastaneye." diyor. Sonra o kadar çok zaman geçiyor ki unutuyor bile hastalığımı, sorunumu, çözülmesini istediklerimi... Zaten balık hafıza, neyi hatırlıyor ki!?
Bu yemek meselesi tetikledi bende yine bir şeyleri... Dibe batma eğilimi hissediyorum. Belki uzaklara gitmek... Değer verilmediğimi hissettiriyor. Sürekli "Sen al, kendin al! Kendin yap! Kendin git!" dedikçe "Sen niye varsın geri zekalı!?" diyesim geliyor. "Ne işe yarıyorsun benim hayatımda!? Arkadaşlık mı yapıyorsun he? Dinliyor musun anlaşılmaya ihtiyacım olduğunda, bir dinleyene ihtiyacım olduğunda!? Hangi şeyde eşlik ediyorsun bana!? Ne eğlenirken, ne öğrenirken, ne ibadet ederken, ne tefekkür ederken, ne yürürken, ne ne ne ne ne.... etmiyorsun!!! Söyle hangi şeyde eşlik edebiliyorsun bana!? Kalbime eş olabildin mi benim gibi sevebiliyor musun!? Aklıma eş olabildin mi benim gibi düşünebiliyor musun!? Ruhuma eş olabildin mi benim kadar derin hissedebiliyor musun? Artık film bile izlerken eşlik etmiyorsun farkında mısın geri zekalı!!!" diyesim geliyorrrrrrrrr..! Ve biliyorum bunları demenin hiçbir faydası olmayacak çünkü beni asla duymayacak!!! Duymamak için dinlemeyecek... Her şeyin üstüne çektiği paspasın altına bu kez kendisi girecek..! Niye yansın boğazlarım bunları haykırayım da!? Duyurmak için sesimi çıkabileceğim en yüksek desibele zaten çok kez çıkmadım mı!? Hiç kimse duymak istemeyen kadar sağır, anlamak istemeyen kadar da aptal değilmiş belki de... Artık yazık olmasın bana...
Ona artık hediye almayacağım... Ablamla da yolculuğa çıkmayacağım. Daha da önemlisi; istediğim şeyi yapmakta başkalarını engel kabul etmeyeceğim!!!
Peki bana ihtiyaç hissettiğim ilgiyi-eşliği vermeyen birini hayatımda tutmaya ya da öyle birinin hayatında kalmaya devam mı edeceğim. . ? Neden etmeliyim!?
(2026'dan Bugüne Notlar) Artık sıkça bu adamın hayatımdaki varlığını sorgular olmuştum... Onu bir yere koyamıyor, resmi imzanın koyduğu makama ait olmadığını, o makama hizmet eder hiçbir fiilde bulunmadığını açık ve net bir şekilde görmenin ötesinde iliklerime kadar hissediyordum. Sadece bu gerçekle ne yapmam gerektiğini göremiyor, bilemiyordum.
Bir gün şöyle düşünmüştüm: "Kainatta her şey yaptığı işe göre bir ad alıyor ve yaptığı o işin makamına koyuluyor. Bu formüle göre bu adam için "bana eş" diyemem. eşlik ettiği pek bir şey yoktu en başından beri, geldiğimiz noktada ise hiç kalmadı, bazı akşamlarda akşam yemeğine eşlik ediyor sadece, yakında o da bitecek böyle giderse. Peki bu adam benim hayatımda ne iş yapıyor? Neye yarıyor? Allah bana bu adamı niye vermiş? Ne iş için vermiş?
Evin faturalarını ödeyip geçimini sağlamaya yarıyor sadece. . . Ha yani bana sponsorluk yapması için vermiş Allah o halde! Başka bir şey beklemek büyük hüsran oluyor bu nedenle... "Tamam, o halde bu gerçeği kabul ediyorum ve başka bir beklentiye girmiyor sponsorluk bekliyorum. Tamam Allah'ım." dedim.
Çok garip bir şekilde ertesi gün çok saçma bir yerde bana öfkeyle: "Sen beni para olarak görüyorsun!" diye söylendi. Hayretle şaşkın bir gülümseme yüzümde dans ederken bakakaldım Eş efendinin yüzüne. Adamda düşünüp, anlamlandıracak, analiz edip de hüküm verecek bir fiiliyat yoktu ama sezgi gücü muhteşemdi. . ! Hem ben bu hükme varalı daha bir gün olmuştu, bunun; halime, fiilime, tavrıma, yaşamıma yansımaları bile henüz gün yüzüne çıkmış değildi ki neyi görüp düşünüp analiz edip değerlendirsin!? Muhteşem bir sezgi gücü vardı fakat işte kullanmadığı, farkına bile varmadığı diğer melekeleri yüzünden heba oluyordu şu güzelim lutf-ı ilahi. . .
Ah keşke! Keşke kendini yetiştirip geliştirmeye karar vermiş, niyet etmiş olsaydı zamanında. . ! Kim bilir ne harika bir şey çıkardı ortaya. . ! Ama işte, yok, malesef. . . Ne kadar yırtınsam da hiç anlamadı, farkına varmadı, bana düşmanmışım gibi her şekilde kendini kapattı. . . Oysa ne çok harika bir kartal olurdu göklerde, gözlerin seyre doyamadığı ihtişamla. . . Ama o kümeste tavuk olmayı seçti, kartal fıtratını inkar ile anasına inandı, kendini tavuk sandı. . . Kanatlarının rüzgara hasretini gösteremezdim ki ona. . . Sadece büyüklüğünü gösterebilirdim. Ama görmek istemiyordu ki gerçeği.
O anasının zihniyetine sadakatle bağlı kalmak istiyor, onun sınırlarında yaşam sürmeyi mutluluk ittihaz ediyordu. Yegane doğru, yegane gerçek anasının sunduklarıydı ve öyle kalması için savaştaydı. Ben ise düşmandım onun için! Anasına ve ailesine düşman. . . Onların çizdiği sınırı aşırmak isteyen bir şeytan belki. . . Ben yasak elma teklif edendim ona göre ve onu ailesinden ayıracak olan. . .
Anlatamadım kendi öz benliğine ulaşmasının, ferdiyet kazanmasının hakikatini. O vehmindeki gölgelere kandı. . . Kendine verilmiş olan ilahi lutufların keşfine çıkmadı, ona göre bunu yapmak ailesine ihanetti. Ben ise bir yere kadar onu bu yolculuğa zorluyorken bir noktada asla beni ve işin hakikatini anlamak istemeyeceğini anlayarak kendi kanatlarımı havalandıracak rüzgara hazırlandım. . . Çünkü ne kadar zor olsa da bir şeyler, kanatlarımın o rüzgara hasretini duyandım... Ve ailevi bir bağımlılığın, aynı bedenin uzvu gibi sanıp davranıp düşünmenin insanı nasıl kendi olmaktan alıkoyup koca kartal iken kümeste tavuk olduğuna inandırdığının yakın şahidiydim. Böyle bir idrakın insanı kendine ihanete götürdüğünün en baş seyircisiydim.
Sanki Allah bana: "Ben bir rüzgar göndereceğim yakında, kartal ruhları göklere çıkaran Eğer sen de kurduğunu sandığın ailenin böyle bağımlı bir parçası olduğunu sanarak yanlış bir sadakat inancıyla o rüzgarda kanat açmayıp kendine ihanet pahasına kümeste kalana sadakat edersen kartal olarak doğmuş fakat kümeste kalıp bir tavuk gibi hayat sürüp zilletle yaşayacak ve çektiğin acıların sebebini görmeyi reddetmiş olarak kendi cehennemini kaderinde kuracaksın! Biz insana zulmetmeyiz fakat insan kendine zulmeder!" diyor gibiydi.
Oysa ne güzel olurdu, o rüzgar geldiğinde birlikte kanat açsaydık göklere. . ! Dağların zirvelerine kursaydık yuvamızı. . ! Yüksek bir bilinçle seyretseydik hayatı... Oku'yarak kainatı, varlığı, insanı, olayı çıksaydık maddenin ötesinde mananın semasına doğru hakikate, Hakk'a, Rabbe! Kendi benliğimizden geçerek ulaşsaydık Rabbe. . . Çok istedim, tutunduklarını bırakıp kendi kartallığını keşfe uçasın ben uçarken benimle birlikte... Ama benim de aile diye tutunduğum senmişsin ki o rüzgar geldiğinde bırakmam gereken sen oldun geride. . . Bana kümes oldun, eş değil. . .
Çok çooook sonra anlayacaktım ki sen bana ayna olmuştun; kendi kartallığımı sevgime, hayalime, ilişkime körü körüne feda ettiğimi gösteren. . ! Kendi kimliğimi, kendi değerimi görmezden gelişimi, kendimi önemsemeyişimi, kendi ihtiyaçlarıma boş verişlerimi, Allah'ın bana lutfettiği ruhani ihsanlarını fark edip kullanmayışlarımı, ziyan edişlerimi gösteren bir ayna. . .
Sana baktıkça ruhunun kartallığını gördüm gün gibi ama "kendine kör" sana gösteremedim "kendi ruhunun hakikatini". . . "Sen kartalsın!" dedikçe ben, "Ben kümes tavuğuyum!" dedin sen, zira annen öyle yetiştirmişti, ona inandırmıştı çünkü onun bildiğinin en iyisi bu idi. . . Anlamadın artık hizmet etmeyen şeyleri bırakıp hizmet edecek olana yönelmek gerektiğini. . . Anlamadın, ilerlemek için eskiye tutunmayı bırakmak gerektiğini... Anlamadın kendi fikrini, zikrini, hissini inşa etmek için senden önceki sürümlerin, bunca zaman sana hazırda sunulan eski insanların deneyimlerinden süzülen zeminin üstüne çıkman gerektiğini. . . Sen kalmayı seçtin sana gelen her ilahi teklifte, annenden manevi miras kümeste; ben ise sonunda gitmeyi göklere. . . Ve bundan sonra artık bir kartaldan bozma tavuk, ayna olamayacaktı kartallığını kabul ile kanatlarına gönderilen rüzgarı kabul etmiş bir ruha...
Evlilikle Birlikte
Dr. Nurcem Hanzadebek Çep




Yorumlar