top of page

17.Bölüm: Bir Beyaz Kurdun Öfkesi ile Bir Beyaz Ayının Göklerden Beklentisi

10 Eyl
6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 7 Eki


11.11.2024

Dün gece hayatımdaki tek; burcu boğa olan ikizler yükselenli arkadaşım eğitimini aldığı bir terapiyi bana uygulamak istedi, hayatındaki herkesi iyileştirmek isteyen bu can, bu kez bana ellerini uzatmıştı, konu: "iş hayatına atılamama" idi. Önce garip geldi teklifi, sonra "İstemezsen, beni yetkin görmezsen..." diye başlayınca duraksamamı yanlış anladığını fark ettim. Sanırım ilk defa birisi kalbime dokunmak istemişti şifalandırmak için. Bunu ben hep başkalarına yapardım, ihtiyacı olana; yarasını görüp bazen çaktırmadan bazen ise bilinç ve teklifle yaklaşırdım. İlk defa biri benim manevi yaralarıma el uzatmak istemişti, duraksamam daha önce hiç olmamış bir şeyle karşılaşmamdandı. Çok tuhaf bir histi, garipsedim, yabancı geldi. Birinin bana yardım etmek istemesi neden bu kadar garip gelmişti ki ve bunca yıldır neden ilkti!?

Tabi ki kabul ettim, böyle değişik şeyler oldum olası bana heyecan verir. Bilmediğim bir şeyi deneyimlemek, derinlere açılmak... Birkaç nefes egzersizi ardından yarı hipnoz haline çabucak geldim. Yıllar sonra artık biliyordum ki insan zihniyle kontrolü bıraktığında hakikat her yönüyle konuşur, ortaya çıkar. Sözü hakikate bırakmaktı, zihni aradan çıkarmak... O soracak, bilincimin gizledikleri konuşacaktı şimdi semboller aracılığıyla.


-iş hayatının hissettirdiği duygu ne?


-Korku.


-Bu duygu bir hayvan olsa ne olur?


-Beyaz bir ayı.


-Ayı nerde, nasıl, ne yapıyor ve vakit ne?


-Gece vakti ve dolunay var, Beyaz ayı ayakta ve dik duruyor, zarif görünüyor ve asil. Başı göğe doğru bakıyor, ağzı da açık.


-Onu gördüğünde ne hissediyorsun?


-Endişe, kıpırdayamama, ne yapacağını kestirememe, zarar verir kaygısı.


-Ayı kim olabilir?


-Babam belki (ama kadınsı duruyor ayı, sanki bir kadın gibi).


-Parayla ilgili hatırladığın ilk olumsuz olay nedir?


  • 5 Yaşındayken top almak için bakkalın önünde oturan babamdan beş lira istemek, karşılık olarak "evde hesaplaşacağız seninle" cevabını almak ve eve gelince annem ve ablamın da şahit olduğu kızılcık sopasıyla sağ kulağıma vurması.


Bu geçmiş anıdaki 5 yaşındaki kendimi babasıyla barıştırdık sonra beyaz ayıya baktık, hiçbir değişiklik olmamıştı. Hala aynı konumda, aynı zamanda, aynı şekildeydi. Vurma anına gittik. 5 yaşındaki kızın gözlerinden beyaz ışınlar çıkıyor ve şifa namına sembol olarak kullanılacak bakır leğen ve ibriği eritip yok ediyordu.


-5 yaşındaki kızın hissettiği duygu ne?


-Öfke.


-Bu duygu bir hayvan olsa?


-Hırlayıp diş gösteren beyaz bir kurt ve güneş var havada.


Babamla konuşturdu, konuştum. Annemle de konuşturmak istedi ama söyleyecek bir söz gelmedi içimden, aslında babama da öyleydi. Biraz bekledim. Sonra "Eğer ben anne olsaydım ve benim 5 yaşındaki çocuğuma babası bunu yapmaya kalksaydı..." diye başlayan bir konuşma yapmak geldi içimden ve yaptım. O zaman hırlayıp diş gösteren kurt değişti; üzgün ve mahcup bir hal aldı. Ve nihayet bakır leğen ile bakır ibrik sembolünü kullanabildik arınma ve şifa için. Semboller doğru şekilde işleme alınıp kişiler arasında sulh sağlanınca yeniden Beyaz ayıya baktık. (Ayı bir kadını temsil ediyormuş sanırım babamın soyundan) Bu kez beyaz ayı da bana baktı ama artık endişem yoktu.


Sonra midemde bir kabulsüzlük hissettim ve o duygu baya yaşlı, oturmuş, yayılmış bir denizanasıydı midemde ve çok ağırdı. Çıkarmak istedim onu, babamın büyük dede ve nenesine verdim deniz anasını, konuşup helalleştik ama konuşurken yüzümde ağrı hissettim ahtapot gibi, çekmekle çıkmayacak bir şey, annemin babasından gelmiş bir şey gibi, insanların izlenimi, hakkındaki yargıları, olumsuz düşünceleri... Aciz hissettiren bir şey. Ahtapot denizi görünce bıraktı yüzümü gitti denize. Ama şakaklarım ağrıyordu hala. Ancak doğru kararlarla ve zamanla geçecekmiş bu ağrı.


Çalışma bitti ve uyudum. Ama asıl ilginç olan tam da bu günün sabahında yani çalışma yapmadan önce gördüğüm rüyaydı. Rüyamda bizim baba soyuna kendimizi kabul ettirmekle ilgili ruhlarla bir mücadelem vardı. Sanki alem-i ervahtayız da ordaki baba atalarımla bizi soydan dışlama ve reddetme durumu varmış ve kabul ettirmeye çalışıyordum konuşarak. Yoğun bir tartışmadan çıkmış gibi yorgun, ağrılı bir başla uyanmıştım. Ama sanki kötü bir sonuç yoktu, iyiydi gibi, ilerleme var gibiydi. Gece yaptığımız çalışma sonrasında da çok fazla rüya gördüm.


(2026'dan Bugüne notlar) Yardım almak, kabul etmek, birinin bendeki bir şeyi görüp zarafetle düzeltmek istemesi, benim için bir şerler yapmak isteyen birinin olması neden bu kadar garip ve yabancıydı bana!? Neden donakalıyordum biri bana yardım etmekle ilgili teklifte bulunup soru sorduğunda?


Hiç, hiç olmamıştı ki. . . Dolayısıyla buna verilebilecek otomatik bir karşılığım yoktu, ezbere bir söz, bir mimik, bir jest hiç birisi yoktu bende. . . Işık görmüş tavşan gibi donakalıyordu zihnim, bakakalıyordu gözlerim ve tarifini yapamadığım garip hisler duyuyordu kalbim. Bunca zaman hiç kimse görsün istememiştim belki kalbimi; acizliğimi, zayıflığımı, kırılganlığımı, hassasiyetimi. . . Görürlerse ne olurdu peki!?


Zarar verirlerdi..! İncitirlerdi, kırarlardı, koparır, parçalarlardı. . . Güçlü görünmeliydim bunlar olmasın diye ve hiç kimse görmemeliydi bunca zafiyeti. . . Ne zaman verdim bunların hükmünü ve kararını bilemiyordum, belki de ben vermemiştim benden çok önce verilmişti bu hükümler, kararlar. . . Babamın annanesi vermişti belki de bu hükmü, yaşadığı acı hayat deneyimlerinden. . . Çeşme başında görülmek, görene yardım etmek ve sonra karşılığında zulüm görmek... Onun deneyimlerinin sonucunda verdiği hükümlerden biri miydi "Görülürsem zarar görürüm!" ???


Garip değil mi, benim de hep aynı döngüde arkadaşlık ilişkilerimin sürüp gitmesi. !? İhtiyacı olana yardım et, iyilik düşün ama karşılığında zulüm gör! İhtiyacı olana yardım etmek kötü bir şey değildi, iyilik düşünmek kötü bir şey değildi ama neden hep bunların karşılığında gördüğüm şey zulümdü!? Bu zulümde okuyup da görmem gereken şey neydi!?


Sonra ne zaman bir işe girip çalışmaya başlasam, işimi canla başla en iyi şekilde yapsam otorite figürleri ya bir yanlış anlamayla ya bir gururla veya bir sarkıntılıkla sabote etmişti çalışma hayatımı mesela... Tüm cezayı "para"ya kesmiştim bir kere 5 yaşındayken ve de otoriteye... Dönüp duruyordu tekrar tekrar kaderimde... İşin içine paranın girdiği her şeyden kaçma güdüsü oluşmuştu. Yıllar içinde çok güzel mantıklara da bürümüştüm bu dürtüyü, mantıklı bir felsefe ağı örmüştüm... Yıkılmak için göklerden yıkım kararına başvuruydu bu yaptığımız çalışma...


Belki kalbimin zayıflığına mukabil tutundum bu atasal hükümlere, kararlara, mantığa bürüdüğüm korkularıma, yanlış kök inançlarıma. . . Bu kararlar beni/zayıf narin, kırılgan kalbimi koruyacaktı güçlenene kadar. . . Başkasının travmasına bu denli tutunmam bundandı belki. . ! İhtiyacım vardı korunmaya!!! Aynı döngünün zirvesinde "Yeter artık, niye hep aynı şeyi yaşıyorum!?" diye haykıracak noktaya ulaştığımda bu hüküm ve travmalara tutunmayı bırakmanın yani korunma zırhını çıkarmanın vakti gelmiş oluyordu artık. Saatin gongu insanda böyle vuruyordu, tutunduğu acı travmaların muhafazasından artık çıkacak erginliğe eriştiğinde. . !


Ve vakti geldiğinde gongu vurur saatin ve de doğru el uzanır kalbine büyük bir hassasiyet ve merhametle. . . Beklediğin gelmez, uzanmaz, aramaz, sormaz, yazmaz, meraklanmaz! Beklemediğin yerden gönderir Allah şefkat ve şifa elini yüreğine. . . Uzanır usulca. . .


10.12.2024

Daldığım hissizlik, bilinçsizlik uykusundan zihnim uyanıverdi birden

Hiç açmadan gözlerimi, uykuya geri döndürmek istedim kendimi.

Zihnimi yeniden uyutma çabalarımın arasından aniden duymaya başladım,

Nazik damlaların huzur verip sakinleştirici damlayışlarının penceremdeki seslerini...

Anladım, huzura davet ediyordu Yaradan hüzne durmuş yüreğimi...

Huzurla dolarken içim, Rabbime bu hoş jesti için teşekkür ettim.

Bu ilahi şefkat sesiyle uyuyup şifa bulmaya niyet ettim, yüzüm hala kendi karanlığıma dönükken...


Yine uyandı zihnim birden, uykular içinde huzurdayken...

Gözlerimi hiç açmadan yatağa değmekten ağrımış yorgun yanımı çevirdim

Ve yüzüm böylece dönmüş oldu pencereye.

Aniden alacalı karanlıklar arasından çıkıp ışıdı güneş penceremden.

Açılmaya isteksiz gözkapaklarımı ihtiyarsızca aydınlığıyla araladı.

Anladım, "sevinç ve mutlulukla uyan" diyordu Yaradan...

Bir müddet kocaman bir tebessüm ve yürek dolusu mutlulukla şükrettim.

Sonra rutin bir günün rutin işlerini planlayarak yataktan kalktım.

Sonra gürledi gökler "anlamadığın, unuttuğun bir şey var dikkatle bak!" der gibi.

Değdi yüreğime, titretti ve on ikiden vurdu idrakimi şimşekler...

Bu nasıl hızlı bir geçiştir Ya Rabbi; yağmurdan güneşe oradan da şimşeklere!?

Aktı gözlerimden yaşlar, taştı yürekten duygular...


Rahman en sevdiğim şeyleri ederek hediye "Bir dilek tut" diyor sanki ve "Huu diye üfle!"


En sevdiğim şeyler; Rahmet yağmurunun huzur damlaları, tarifi imkansız şükrün sapsarı güneşi ve dua ile kudret kapılarının her yanı gürleyişle titreterek açılışı..!

En sevdiklerim. . .


" Huzurumun huzuruna, rahmetimin şefkatine gel!

Sevgimin, adaletimin, kudretimin aydınlığına yüzüne dön ve

Seninle her şeyle konuşuyor olduğumun idrakiyle sana açtığım kapıları gör ve duanı et!

Doğum günün kutlu oldu!" diyor sanki yüreğimin Rabbisi. . .



(2026'dan Bugüne notlar) Yine yalnızdım, birçok doğum günümde olduğu gibi beklediklerim gelmeyeceklerdi fakat bu kez gelmeyeceklerini, umursamayacaklarını bilerek ben de onların dünyada var oluşlarını umursamamayı seçtim. Varsalar varlardı ne yapayım yani!?


Benim hayatımda olmamayı seçtilerse ben de olmayışlarını kabul ederim ve derim kalbime "Bak, yoklar! Olmamayı seçtiler! Peki sen neyi seçeceksin buna mukabil? Beklentilerin olmadı diye üzülüp yas tutmayı mı? Yoksa bu yoklukta Allah'ın sana sunduğu dostluğuna sarılmayı mı?"


Huzursuz uykularım, kendimi uyutmalarım, yataktan çıkmayışlarım belki bu tutunduğum isteklerime olan arzumdandı, belki kurduğum hayallere inatla bağlı olduğumdandı, belki bazı insanlara verdiğim anlamların aşırı yüceliğini kabul etmenin zorluğundandı... Yokluğu kabul etmek belki yeni bir varlığın doğumuydu ve işte ben doğum günümde tam da oradaydım. . .


Ve işte sarıyordu beni Gerçek Dost; hakiki, samimi ve sıcacık ilgisiyle... Yalnız değildim çünkü bırakmamıştı beni yalnız, kendisi gelmişti bizzat yağmuruyla, yıldırımıyla, ışığıyla, sıcağıyla. . .




Evlilikle Birlikte

Dr. Nurcem Hanzadebek Çep

Yorumlar


Nun Külliyesi

  • alt.text.label.Instagram
  • alt.text.label.Instagram

©2022, Nun Külliyesi. Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page