top of page

15.BÖLÜM: 11'den 35'e Çizilen Yolun Sonu

Güncelleme tarihi: 3 gün önce


23.05.2023

Üç gün önceydi sanırım sahilde yürüyüş esnasında arkadaşla mesajlaşırken fark ettim: 11 yaşındaki kendimin kişiliği-hayatı-hayali için yaptığı planın, çizdiği haritanın sonuna geldiğimi, çeyrek asırlık bir devrin kapandığını. . .


Duyguların güce dönüştüğü, inadın iradeye, "Yapamazsın!"-ların "Yaparım!" inanç ve güvenine, engellerin güdüye dönüştüğü bir tasarım vardı NS imzalı, "Kendim" imzalı. . .


11 yaşında kendini iyi tanıyıp analiz etmiş ve elindeki malzemelerle kendine istediği güzellikte kişilik tasarlamış ergen bir kızın tasarım planının çoktan gerçekleşip bittiğini, artık elimde bir yol haritası kalmadığı gibi hedef ve imar fikirlerinin bile olmadığı bilmediğim bir yerlerde gezindiğim hem de amaçsızca vakit tüketip can sıktığım gerçeğini fark ettim. Çeyrek Asırlık Dev Proje bitmişti.


Sorun şuydu ki şimdi bu kendimi tanımıyordum. Sevdiği sevmediği, istediği istemediği, çizgisi, hayali, arzusu, tutkusu nedir; kimdir, nasıldır hiç bilmediğim bir noktadaydım. NS adını sevdim, adımla yaşadım, adımı yaşadım! Ve şimdi o devrin, o çağın kapandığı yerde bu alaca sabah karanlığını anlamaya çabalamaktayım. Artık hiçbir şey bilmeyen yeni doğmuş bir bebek gibi. . .


Şimdi NSHA devri başlıyor. . .


-""Zaferini kazandın, hissettiğin Hakk'tan emanet olan gücü kanıtladın. Hep "Ruh ile yapma"-yı, "ol"-manın sırrı olarak oku'dun. Belki bana senden yadigar bu elimdeki haritanın sonunda sırrını faş ettin fakat henüz oku'yamıyorum. . . Geldiğim noktada geçtiğim yolları unuttum belki. . . Belki seni unuttum. . . Ne sen kaldın ne de ben, artık bilmiyorum. Adını andıkça hatırlıyorum "Ruhuyla bilen" o kızı. . . Teşekkür ederim ve de tebrik ederim NS. Şimdi 35 yaşındaki NSHA'nın tanıma-tanımlama-hedef ve arzu doğrultusunda tasarım vakti belki. Belki bu kez öncedensiz, çok başka şekilde, çok başka bir kader sahnelenecek dedim ya bilmiyorum. . .


(2026'dan Bu güne notlar) Yaptığım onca psikolojik ruhsal çalışmaların ve iyileşmelerin ardında artık rüyalarım aynı sembolü tekrar eder olmuştu: Han Soylu. Ya asırlar öncesine ya kıtalar ötesine gidiyordu ama sembol aynı kalıyordu rüyalarda. Ben artık rüyalarımda ben değildim, ya bir şehzade ya bir prens, prenses. Onların hayatlarından kesitlerde onlardım artık. Acıyı da onlarla yaşıyor, huzuru da onlarla hissediyordum rüyalarda. İyi de tüm bunlardan bana neydi ki!? Niye başka başka zamanların, başka başka hanedan evlatlarının kader kesitlerini görüp duruyordum, niye onların ta kendisiydim bu rüyalarda?


Numerolojiyle ilgilenen bir arkadaşım ismimde eksik olan harflerin hayatıma olan olumsuz etkisini kısaca anlatmıştı bir gün. Ve eksik çakra harflerinin geçmişimdeki olumsuz tezahürü de aşikardı, her tespit cuk yerine oturmuştu. Tamamlanmak için bana bir isim gerekti..! Yeni bir kader, yeni bir yol haritası, yeni hedefler ve yeni bir inşa süreci demekti bu, bir isim daha almak. . . O sıralarda bir gün yatak odasından ayrılıp salona merdivenlerden çıkarken ismimdeki eksik harflerle rüyalarımdaki sembol bir anda zihnimde birleşti ve bu bir isimdi..! Ruhum bu kelimeye tüm hücrelerimi titreterek cevap veriyordu. Bu nasıl, nasıl bir heyecan ya Rabbi!? Bu ismi anmak neden seni anmak gibi!? Adıma karar göklerde çoktan verilmişti: kaderin Sahibinin mutaharrik kaleminden mübarek mürekkep akıp çizmişti levhayı "kun!" ile. . . Ferman Allah'ın, çizdiği yollar bizimdi. . . 25 Mart 2023 tarihinde arkadaş ve akrabalarıma yaptığım bir iftar davetiyle Ad Töreni düzenledik. Kendi ellerimle diktiğim o "kırmızı" modern kaftanı giyip aldığım o kahverengi börkü takıp yeni bir var oluşa adım atmaya çıkıyordum. Davetliler geldiğinde dua töreni için deniz kenarına indik ve dua halkasını kurduk. Bir anda her yeri sis kapladı. 7 yıldır bu mevkide yaşıyor olmama rağmen hiç rastlamadığım bir olay vuku buluyordu. dua halkamızın etrafı sis bulutuyla sarıldı. Sanırım sevgili dostum Mikail(küçükken bu melekle öyle samimi konuşurdum, hava olayları için kıyak isterdim kendisinden sokakta oyun oynayabilmek için daha fazla:)) Ad törenime kendi isteğiyle dahil olduğunu bildirdi :)) Aramıza katıldı:) Sonra herkes sırayla bu yeni bana, bu yeni hayatıma sonunda "Adınla Yaşa!" diyerek kendi yüreğinden ruhundan süzülen duasını etti. Dualar bittiğinde sis de dağılmış güneşle her yer görünür olmuştu. Törenden sonra Mevlevi abla yanıma yaklaşıp çok ciddi bir edayla: "Çok büyük bir şey bu, büyük şeyler olacak öyle ilham ediliyor kalbime, hazır ol!" dedi. İçime bir sıkıntı musallat oluyordu suratını ve sesindeki ciddiyeti gördükçe; ama razıydım işte! Ruhum buna kanatlıydı işte! NSHA olarak kainatta var olacaktım artık bahşedilen bu yeni kimlikle, yeni kaderle, yeni derslerle, yeni bilmecelerle, yeni baştan başka bir gözle Hakk'ı arayacak ve bi-iznillah bulacaktım adım adım verilen ömür müddetince. . .



27.12.2023

Rüya gibiydi. . . Kendi küfrümü iliklerime kadar fark ettirecek ve belki de artık izlerini hep bedenimde taşıyacağım şiddetli bir dersti. Şimdi sol ön bacağımda tibia plato parçalı kırığı müdahalesiyle 13 adet irili ufaklı vida, platin ve adını bilmediğim 20 küsür metal zımbırtı var.


Nasıl da koşa koşa aceleyle gittim belama. . . O "kırmızı" kemik dozerini depodan çıkarırken 7 Aralık akşam sekiz buçuk civarıydı ve sevgili kediciğim hiç adeti olmaksızın gelip beni bulmuş ve ciğer görmüş aç kedi gibi ayaklarımın dibinde can hıraş miyavlıyordu. . . Ben ne dedim ona peki? "Seni şimdi eve çıkaramam, sen beni burda bekle" Nereden bilebilirdim o bekleyişin 1 ay süreceğini. . . Hiç beni uyardığını, benim için miyavladığını düşünmedim. Uça uça gittim belama. . . Niye? Bekletmemek endişesiyle! Kimi? Beni 1 yıl bekleten, geldiğinde de annem memleketten geldi diye bana gelen veya toplu bir organizasyon için gelen o arkadaşı..! Bir kerecik canı benimle olmak istediği için bana gelmiş olMAyanı..! Bundan 10 dakika öncesinde yatağımda sıcacık uyuyordum mışıl mışıl. Uyandım ve telefonu elime alıp saate baktım ve de o arkadaştan gelen mesajı gördüm. Henüz uyku sersemi olan kafamla "bana kahvaltıya gelmeyi istediğini ve ne zaman müsait olduğum" sorusunu okudum. Yarın okulum yoktu ve üstelik eş efendi de bu gece nöbetteydi. Ben de cevap olarak "şimdiden gelebileceğini" yazdım. "Ben korkarım, gelemem bu saatte!" dedi. Buraya kadar her şey normaldi ama sonra ben "Bir çılgınlık yapalım, seni mopetle almaya geleyim." dedim. İşte bu çılgınlık sadece bana pahalıya mal oldu. Ne olmuş "arkadaş" gelmiyorsa!? Birlikte dağ, taş, deniz gezip keşifler yapmıyorsak, birlikte zikirler, tespihatler, namazlar tüm tabiatla arkadaş eşliğinde yapılmıyorsa ne olmuş!? Hepsini sevgili bacaklarımla ve sevgili kediciğimin eşlik etmesiyle yapıyordum ki. . ! Artık yapamıyorum. .. Bir daha yapabilecek miyim hiç bilmiyorum. . .


Şimdi Eyüp gibi "Zarar bana dokundu!" diye yalvarıp yakarsam şifa sularını benim için de fışkırtır mısın? Yıkansam o suda, akıp gider mi iliklerime kadar işlemiş yaralar, vidalar, kırıklar?


Ve evet! "Şüphesiz ben kendi kendime zulmettim. . !" Çıkar beni selamete ya Rab!!!


(2026'dan Bu güne notlar) Senin uça uça gittiğin sana adım adım bile gelmez... "Kır dizini, artık otur aşağı!" dedi sanki Allah. Yetmiş demek ki artık karşılığı ve iadesi olmayan ziyaretlerim, aşmış demek ki haddi. Hadsizliğime sol bacağımın kemiği parçalanarak had çekildi.


Bir müddettir içimde çeşitli kırgınlıklar yeşillenmiş sahibine ifade etmeye çalışsam da sebebi olduğu yaraları görmezden gelmiş umursamamıştı ki hiçbir fark olmamıştı halinde, tavrında, icraatında... Kabuğuma çekilmeye, elimi ayağımı çekmeye başlamıştım artık. Ev sembol dilinde herkesin kendi iç dünyasını temsil eden bir varlıktı. Dolayısıyla benim sürekli evine gittiğim arkadaşın aslında ben sürekli iç dünyasını ziyaret ediyor onunla, onda olmak, onda kalmak istiyorum demekti bu. Peki onun bana yıllardır gelmeyişi ve buna sebep olarak da köpeklerden korkmasını sunması!? Benim iç dünyama, benim hakikatime gelmeyip bende benimle yaşamayı istemediği ego ve benlik korkularına kapıldığını anlatıyordu. Anladıkça bu hakikati daha çok kırılıyordum sanki, daha çok üzüyordu beni bu gerçeklik. Biz elimizdeki her güzelliği kendine feda ederken, onun yücelişine basamak yaparken... "İlle de sen!" demişiz de karşımızdaki de meğer "İlle de ben!" demiş sadece... Böylece azalmışız zamanla, solmuşuz, çekilmiş suyumuz, hayat çekilir olmuş sanki damarlarımızdan. Nasıl bir küfür bu!? Nasıl bir put dikiş kalp mabedine!?


Hakk: "kendi şifacı yanını kendine döndür de iyileştir kendini, bu aynada gördüğün sana sunduğum şifacılığının kendi iç dünyana gelmeyişidir! Aslolan Benim, sen gölgelere takıldın yine. Sevdiğin/sevilecek olan Benim, sen arkadaşa feda oldun yine sevgi diye. Gör kendini artık! Gör de bak hayatta kendinle ilgili ilerleyemeyişinin asıl sebebi neymiş! Yaralı ve kırık yanlarını gör de onar artık! "ben" demeyi adaletle öğren artık! İçeride bir sen var şifaya ve ilgiye muhtaç, dön artık içeri!" dedi sanki bu kaza ile bana... Hem ders hem sınav hem yardım hem de ihtardı bana... Çok şey anlattı bu kaza!


O herkesle Allah'ı konuşurdu... Ben sadece onunla... Anlayan, anlamayan, bilen, bilmeyen umrunda olmaksızın Allah'ı konuşurdu o... Ben sadece anlayacağını düşündüğüm onunla konuşurdum Sevdamı... Bana benim için gelmeyişini taktım kafaya. Söyledim olmadı, acıttığını söyledim olmadı, beni uzaklaştırdığını da söyledim, söylemek çare olmuyordu. Alınacak ders vardı ki dert ediyordum..! Alamamıştım dersi de telafiye kalıyordum..!


Bir akşam okul dönüşü yatmış uyumuştum. Bir ara uyku sersemi saat için baktım telefona. Mesaj atmış, bana kahvaltıya gelmek istiyor yarın sabaha. Şaşırdım! Yoksa telafiye kalıp durduğum hayat dersini geçmiş miydim!? Arkadaşla olduğum sınav bitmiş miydi, mezun olmuş muydum!?


Eş efendi bu akşama nöbette olacaktı evde yoktu, yarın sabah okulum da yoktu, bu akşamdan gelsin-di... Otobüsle minibüsle gelinebilir ama korkuyordu. Dedim:

"Bir çılgınlık yapalım, seni mopetle almaya geleyim?"

Ama beklemek istemiyor gibiydi. Acele ettim, çabuk olmalıydım, hemen gitmeliydim, bekletmemeliydim. Azarlamasına fırsat vermemeliydim, tatsızlık çıkmasındı. Fırladım yataktan, ne bulduysam geçirdim üstüme zaten karanlıktı hava, ıssız bir yoldan gidecektim. Mopeti depodan çıkarırken Kedim beni buldu, hiç böyle yapmazdı, acı acı susmadan miyavlıyor ayaklarımda dolanıyor. Ona:

"Sen burda bekle, ben dönünce eve çıkarırım seni" dedim.

Sanki hayvan "beni eve çıkar" diyordu da... Bu bekleyişin bir ay süreceğini nerden bilebilirdim ki..! Şifa Tepesi'nin yokuşunu çıkarken "Geçtik..! Geçtik! Bu imtihanı geçtik!" diyordum heyecanla. Ulan salak ne geçmesi: o hala korkup gelmiyor, sen de hala ona gidiyorsun!!!😩 Anlamadığın dersi kafana vura vura anlatırlar sonunda... Öyle de oldu...


İnsanların şok anlarında bilinçleri kapanır ama bilinç altı ortaya çıkar. Bilincini aşıp ulaşamadığımız, savunmalarını kırıp içeri giremediğimiz o bilinçaltı malzemesi ortalığa saçılır.


Yokluk... Karanlık... Olabildiğine zifiri bir karanlık... Yer, gök, uzay, zaman, yön, duyusal his, beden varlığı yok...


Bir kadın sesi :"Kimi arayalım?"


Sadece ses var... Nerden geldiğini bilmediğim bir ses...


"Ambulansı."


"Eşin var mı onu arayalım?"


"Gelemez işte!"


"Arkadaşın yok mu, onu arayalım?"


"Gelemez, arabası yok!" (Allahtan köpeklerden korkar dememişim:))


"Kimi arayalım?"


"Ambulansı..."


Diyor ki bilinçaltı: "Ben Kimsesizim! Herkesin Benden Daha Önemli ve Değerli İşleri var, duyguları var. Kimse Benim İçin Gelmezzzz!!!"


Kimin izleriydi bu kimsesizlik!? 11 yaşında öksüz ve yetim kalıp gurbete çalışmaya giden babamın babası!? Askere gidip bir daha dönmeyen babasının gelmesini bir ömür beklemiş babamın annesi!? 11 yaşında Yunan isyanının içinde kalıp dağdaki Türk direnişçilerine yardım ederken zindana atılıp kurşunlanıp öldü diye dere kenarına atılan annemin dedesi? Kim bu içimdeki kimsesiz kalmış ve kimse onun için gelmeyecek olan çocuk!?


Ambulansta sayıklıyorum "Ben bunların dersini almıştım şimdi yaşıyorum!" defalarca, defalarca sayıklıyorum... İtiraz edemiyorum, gıkımı çıkaramıyorum. Hatalıyım biliyorum. Hak ettim biliyorum. Hakkım yok hiçbir şeye biliyorum. Ne isterse onu yapar Allah biliyorum. Süründürecekse süründürecek, her şey O'na hak iken benim hiçbir şeye hakkım yok... Ben dediğim ben bile O'na ait... Hakkım yok kendi üstümde bile... "Bir model gibi keser biçer diker, diyemezsin ki olmaz yapamazsın. Ona aitsin" bu manadaki Risale-i Nurdan satırlar dönüp duruyor karanlığımda...

Bekliyorum...

Neyi?

Hakk, hakkımda neye karar verdiyse onu...

Bilsem ne, bilmesem ne... Ben bana ait değilsem ne olacağının/ne olacağımın ne önemi olsun ki benim için!? Hepsi O'nun...

O zaman bekleyemiyordum bile... Bilmediğim bir yerde konaklayan ne idüğü belirsiz bir şeyim belki hiçlikte bir hiç!!! Hiçbir şey yok ama ses var, anlam var, mana var... Mana alemi mi yoksa bu karanlık!? Neredeydim!?


Niye olmuştu bu!? Ne diyordu Allah bana!? Neyi anlamadım da yedim bu tokadı Hakk'tan!? Neye diretip durdum, hangi vazgeçilmesi gereken şeyde takılıp inat ettim de indi gökten bu şiddetli ihtar!?


Düşüne düşüne, boyut boyut inceleye inceleye bir sürü seviyede cevaplar buldum. Şirkimi de gördüm, tutunmaya çalıştığım fâni şeyleri de... Kendimi paspas edişimi de, ilmin izzetine leke sürüşümü de...

Çektim resti işte bundan sonra kendime!


Kazadan bir ay sonrasıydı, annem takip ettiği bir diziyi izliyordu babamla beraber. Bir şarkı çalmaya başladı... Ağlamak, ağlamak, tutmadan nasıl geliyorsa içimden öyle ağlamak istedim bu şarkıyla. "Bir gitseler annemle babam, bir yalnız kalsam" diye yalvarırken dizi bitti yürüyüşe çıktılar. Bulup açtım o şarkıyı... Dönüp başa yeniden açtım, yeniden, yeniden... O çaldı ben ağladım...


"Kaç bedende beni aradın?

Bu kalp sadece seni aradı

Dersini almadı, inada bağladı olduramadı

Başını göğsüne koyup bir gün uyuyamadı

Ah, ateşe düştüm

Bak, evlerden uzak

Aşk değil bu bana tuzak, kahroldum

Ah, ateşe düştüm

Bak, evlerden uzak

Aşk değil bu bana tuzak, mahvoldum

Yanarım, yanarım, yanarım, kendime yanarım

Koca bir ömrü eline nasıl bırakırım?

Atarım, atarım, atarım içime atarım

Kimse beni düşünmesin, düştüğüm gibi kalkarım"



27.08.2024

Psikolojik akış çalışması


-Şu anda hayatımda baskın olanlar problemler neler?


-Anne olmaktan kaçma-kaçınma, bunun olacağını anladığım anlarda istem dışı tepkiler. Yetersizlik hissi.

Temizlik yapmak istemeyiş ve bu gerekli olduğunda halsizlik, yorgunluk, yapamam hissiyle bu konuda eşten "temiz tutma, temiz bırakma, düzenli olma" beklentisi.

İşleri başkası yapsın beklentisi ve bu olmayıp kendimi yapmaya zorladığımda değersiz-değer verilmemiş gibi hissetme, önemsenmeme, bana ne olursa olsun kimsenin umurunda değil, kimse bana yardım etmiyor, özellikle de eş efendi sürekli bana iş çıkartıyor, dağıtıyor, pisletiyor, yatılı misafir davet ediyor ve pislik, dağınıklık umurunda değil, bana bu sakat halimde daha çok iş yüklüyor.


-İyileştirmek istediğim derin konu ne?


-Anne olmak.


-Neyi değiştirmek isterim?


-Kendimi... Anne olmak ve bunun başlangıcı, niyeti, fiili ile ilgili bilinçdışı tepki ve etkileri değiştirmek isterim.


-Sahip olduğum duygu-belirti-durum hiç kaybolmazsa ne olacağından korkarım?


-Terk edileceğimden. . . Değersiz, kıymetsiz, yalnız bırakılacağımdan (bunu yazarken sol sol gözümün üstü şiddetle seyirdi bitene kadar) başkası tercih edilip benim bırakılacağımdan, Yalnız kalmaktan, gerekeni yapmamış-yapAmamış olarak bırakılmak, vazgeçilmek, başkasına tercih edilmek, kimsesiz kalmak, terk edilmek... Suçlanmak belki... Yetememek. . .


Garip bir şekilde birbirine zıt iki sorunun da cevabı aynı!!!

Anne olursam ne olur? -Terk edilirim!

Anne olmazsam ne olur? -Terk edilirim!


(Bu iki cümle iki ayrı kadının travmatik yaşamına ait cümlelere benziyor ve ikisi de ben değilim! Anne olmayı istemeyecek bir sebebim yok, anne olamazsam diye de bir kaygım ve sorunum yok. Bu iki cümle de benim yaşamıma ait değil. Öyleyse bedenimde konuşan, davranan, duygulanan bu iki birbirine zıt hikayenin kişileri kim? Kendi çözümleyemedikleri kader derslerinin urganını boynuma dolamış, birlikte bana yaşayacak, nefes alacak bir boşluk bırakmamış bu kadınlar kim? Bana her koşulda değersiz, her koşulda terk edilecek olan kadın olma hissini iki hikayenin birleşmesi getiriyor olmalı. Kim bu kadınlar ve hikayeleri ne?)

Buna iki ucu b*klu değnek mi desek? Kurtuluş yok! (sol göz üstü yine seyiriyor kurtuluşsuzluk gördüğümde) bu satırlarda en baskın ifade "Her koşulda terk edilir olmak." Bir çıkış ve kurtuluş olmayışının duygusu belki seyirtiyor gözümü. İçimde tanımadığım bilmediğim bir şeyler birleşimi kabul etmiyor.


(sol göz üstü: baba tarafından bir kadın ve kadınlıkla ilgili görmek istemediği bir şey görmek travması olabilir miydi? Olacak olan kötü şeyden çıkış ve kurtuluş olmadığını görmek!)


-Belirti ortaya çıktığında neler oluyordu?


-Kendimi, hayallerimi unutmuştum. Ağır bir travma sonrası etkisinin de travmaya dönüştüğü katmerli travma sonrası etkileri yaşıyor ve bunun ne olduğunu bilmiyordum. Neden olduğunu da hakeza... Evlenmiştim ama hiçbir hissim de yoktu. Çoktan tüm renklerimi soldurmuştum sadece 24 yaşındaydım oysa. Kendimi "geri zekalı olmuş" bulup delirmenin eşiğinde ramak kalayı yaşamış, kendime dair tüm inançlarımın ve bildiklerimin yıkımını yaşamış bir harabeydim! Sanki bildiğim kendim, kendimi terk etmiş gibiydi. . . Verebileceğim hiçbir güzelliğimin olmadığı ama zorunluluklar ve görevler silsilesinin aklımla beni ayakta tutup öfkeyle sürükleyerek enerji ürettiği anlardı. Yatağa yattığımızda sıkışmışlık hissi ve nefes alamamak hali gelir anlamlandıramazdım. Alerjik astım tanısı koyulmuştu. Ağzıma ne atsam nefesimi kesiyordu, yemek yemek işkenceydi.




Evlilikle Birlikte

Dr. Nurcem Hanzadebek Çep Yeşiloğlu

 
 
 

Yorumlar


Nun Külliyesi

  • alt.text.label.Instagram
  • alt.text.label.Instagram

©2022, Nun Külliyesi. Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page